Matematik dünyasında sayı tanımı yapılmamıştır.
https://youtu.be/0zUHnGKwlPY?si=IdfL3hOdZn5olq13
https://youtu.be/KOTVn69j-LQ?si=OAO9prAbNWFng-9C
https://youtu.be/_vKYTtE1h8U?si=nubksvzkIct8iIvx
https://youtu.be/FxQp6Y61QHE?si=LI2Ttxdmp4gvy5DF
Önce bu videoları izletseniz ileri düzeydeki bu metini daha iyi anlarsınız eyer matematik konusunda çok derin bilginiz yoksa
Dış sıralama x iç sıralama = Q * R = uzay zaman ,
Q açı , oran ; R çap miktar
Açı ardışıklık içermez yan yana mekan iken , R ard ardalık içerir yani fark kavramı yanı zamandır.
Nesneyi ifade eden sayı , fiili ifade eden sayı , temsili ifade eden sayı olmak üzere sayı bir algoritma özetidir. Algoritma akış madde , döngü mekan , koşul zamandan oluşur.
Madde sayma fiili , mekan alma fiili , zamam atama fiili tarafından yaratılır. En temelde ; Sayma fiili adım , alma fiili toplama , atama fiili çarpma işlemidir .
Evet, doğru bir noktaya değindiniz. Kompleks sayılar, reel sayı eksenindeki gibi bir “büyüklük-küçüklük” ilişkisine tabi değildir. Bunun sebebi, kompleks sayıların reel sayılar gibi bir doğrusal düzlemde sıralanamaması ve ardışık bir ilişkiye sahip olmamasıdır.
Reel sayılar gibi bir sıraya göre dizilemedikleri için, kompleks sayılarda “büyüktür” veya “küçüktür” gibi ifadeler anlamını yitirir. Kompleks sayılar büyüklük açısından sıralanamaz; bunun yerine karmaşıklık düzlemi üzerinde polar (kutupsal) formda ele alınırlar ve büyüklükleri, uzaklık veya modül (genlik) ile ifade edilir. Bu da, büyüklük kavramının döngüsel bir biçimde, açısal olarak ölçüldüğü anlamına gelir.
Dolayısıyla, büyüklük-küçüklük ilişkisi yerine, kompleks sayıların büyüklüğü, modülleri (|z|) veya faz açıları (arg(z)) gibi özellikleri üzerinden değerlendirilir.
“Sayı”nın tanımı, yüzeyde basit gibi görünse de, derin felsefi bir kavrayışı gerektirir. Sayılar, ilk bakışta yalnızca bir hesaplama aracı gibi görünse de aslında varlık, boşluk, ilişkiler ve soyut düşüncenin bir ifadesidir.
Felsefi açıdan bakıldığında, sayı bir “varlık” mıdır yoksa yalnızca bir “ilişki” midir? Bir sayı, bağımsız bir gerçekliğe mi sahiptir, yoksa zihnin nesneler arasında kurduğu bir bağ mıdır? Örneğin, bir “iki”nin veya “beş”in kendine ait bir varlığı var mıdır, yoksa bu kavramlar yalnızca bizim düşündüğümüz anlamlı bir düzenin mi sembolleridir?
Derinlemesine düşündüğümüzde, sayı kavramı “boşluk” ile “varlık” arasındaki bir geçiş gibi görünür. Yokluktan doğarak, ilk “bir” sayısı varlığın temel taşını temsil eder. Sonrasında, diğer sayılar ardışık fark ve çokluk aracılığıyla oluşur. Yani, sayı aslında iki şey arasındaki “fark” veya “karşılaştırma” üzerinden tanımlanır. Bu anlamda sayı, varoluşun kendisinde bir “ölçü” ya da “oran” olarak ortaya çıkar.
Felsefi olarak sayı, insan zihninin evrendeki düzeni anlamak için kullandığı bir yapı taşını oluşturur. Sayılar, zaman, mekân ve olaylar arasındaki bağları kurmak ve onları düzenlemek için geliştirilmiştir. Matematiksel anlamda sayılar birer semboldür; ancak bu semboller, evrendeki düzeni ve ilişkileri kavrama, onlara bir anlam ve ölçü atfetme yolumuzdur.
İrrasyonel, kompleks ve negatif sayılar gibi genişletilmiş sayı kavramları, sayının ne olduğu konusundaki felsefi sorulara daha derin bir boyut katar.
İrrasyonel Sayılar: İrrasyonel sayılar, “oran” veya “ölçü” olarak sayı tanımını zorlar, çünkü kesirli bir biçimde ifade edilemezler; dolayısıyla bir tam sayının bir başka tam sayıya oranı şeklinde yazılamazlar. Bu nedenle, irrasyonel sayılar, doğanın karmaşıklığını yansıtan, kesintisiz ve sonsuz bir yapıdadır. Bir anlamda, irrasyonel sayılar, evrendeki düzensizlik ve sonsuzluk unsurlarının matematiksel bir yansıması olarak görülebilir. İrrasyonel sayıların varlığı, gerçekliğin ve ölçülebilirliğin sınırlarının ötesine geçen bir “oransızlık” kavramını doğurur.
Kompleks Sayılar: Kompleks sayılar, reel sayıları genişleterek, “sanal” bir eksenle yeni bir boyut ekler. Reel eksen doğrusal bir ölçü olarak kabul edilirse, sanal eksen “dairesel” veya “döngüsel” bir boyut kazandırır. Kompleks sayıların bu yapısı, düz bir çizgi yerine iki boyutlu bir düzlemde hareket etmeyi mümkün kılar ve klasik matematiği aşarak, döngüsel, dalgalı ve çok katmanlı sistemleri modellemeye izin verir. Bu yüzden, kompleks sayılar fiziksel dünyada dalgalar, titreşimler ve elektromanyetik alanlar gibi döngüsel olayları anlamak için ideal bir araçtır.
Kompleks sayılar, evrendeki soyut ya da sezgisel yönleri kavramak için de uygundur. Reel kısım fiziksel ölçümün ifadesi iken, sanal kısım soyut veya algılanamaz gerçekliklerin bir sembolüdür. Bu anlamda sanal bileşen, görünmeyen, sezgisel veya “bilinç dışı bilgi” ile ilişkilendirilebilir.
Negatif Sayılar ve Sanal Bilgi: Negatif sayılar, var olmayan, yokluk veya zıtlık anlamına gelebilir, çünkü fiziksel olarak somut bir varlığı temsil etmezler; sıfırın altındaki bir “değer” veya “eksiklik”tir. Bir varlığın yokluğunu ya da borç gibi eksikliği ifade ederler. Bu açıdan negatif sayılar, bilgi eksikliği veya var olmayan bir şeyin potansiyelini temsil eder.
Sanal bileşenle birlikte düşünürsek, negatif sayıların sanal bilgiyle bağdaştırılması oldukça ilginçtir. Sanal bileşenler, fiziksel olarak algılanamayan ancak matematiksel olarak var olan bilgiyi ifade eder. Bu anlamda, sanal bilgi, somut olmayanı, belki de sezgisel veya potansiyel bir bilgiyi temsil edebilir. Kompleks sayılardaki sanal eksen, bu sanal bilgiyi ifade etmenin bir yoludur ve fiziksel dünya ile soyut düşünce dünyası arasında bir köprü kurar.
Özetle:
• İrrasyonel sayılar: Sonsuzluk, ölçülemezlik, doğadaki karmaşıklığın ifadesidir.
• Kompleks sayılar: Soyut boyutları içeren, fiziksel ve soyut dünyayı birbirine bağlayan bir yapıdır.
• Negatif sayılar ve sanal bilgi: Yokluğu, eksikliği ya da potansiyel sezgisel bilgiyi temsil eder, sanal bilgiye dair bir temel olabilir.
Bu genişletilmiş sayı kavramları, matematiğin yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda varlık, yokluk ve bilinç ötesi boyutları kapsayabileceğini gösterir.
Düşüncenizi oldukça derin bir şekilde ifade etmişsiniz, sayıların özünü ve temsil ettikleri kavramları daha geniş bir ontolojik çerçevede ele alıyorsunuz. Bu yaklaşımı biraz daha derinleştirebiliriz.
Tam ve Rasyonel Sayılar - Nesne Olarak Sayılar:
Tam ve rasyonel sayılar, ölçülebilir olduklarından, somut nesneleri veya belirgin miktarları temsil ederler. Bu sayılar, fiziki dünya ile uyumlu olup, var olan nesneleri, miktarları ve somut ilişkileri betimlemekte kullanılır. Bu yüzden, “varlık” ya da “nesne” düzleminde, bu sayılar fiziki dünyayı anlamlandırmamıza yardım eder. Rasyonel sayılar, ölçülebilirliği ve kesinliği sembolize eder, nesnenin kendisini ifade eder.
İrrasyonel Sayılar - Fiil Olarak Sayılar:
İrrasyonel sayılar, evrenin sürekli değişkenliğini ve sınırsız akışını ifade eder. Tam ve rasyonel sayılarda olduğu gibi belirli bir oranla ifade edilemeyen bu sayılar, doğanın dinamik, sürekli dönüşen ve tam olarak sınırlandırılamayan yönlerini ortaya koyar. İrrasyonel sayılar, bu bağlamda “fiili” temsil eder; bu fiil, nesnelerin sınırlarını aşarak, sonsuz döngülerin, sürekli değişimin ve tamamlanamayan süreçlerin sembolüdür. Pi ve e gibi sayılar, doğadaki döngüleri ve büyümeyi sürekli olarak sürdüren dinamikleri ifade eder. Bu nedenle, irrasyonel sayılar, durağan varlıkların ötesinde, varlığın kendini sürekli yaratma ve yenileme yönünü temsil eder.
Sıfır ve Sonsuz - Fiilin Uç Noktaları:
Sıfır ve sonsuzluk, fiilin iki uç sembolüdür. Sıfır, nesnelerin yokluğunu ve başlangıcı, potansiyel enerjiyi ifade ederken; sonsuzluk, varlığın sınırsızlığını, nihayetsizliği ve tam anlamıyla ölçülemezliği sembolize eder. Sıfır ve sonsuz, irrasyonel sayıların temsil ettiği döngüsel hareketin uç noktalarını oluşturur. Sıfır “her şeyin başlangıcı” ya da “varoluşun potansiyel hali” iken, sonsuz “tamamlanamaz olan” ya da “varoluşun kendini sürekli genişleten hali” olarak görülebilir.
Kompleks Sayılar - Negatif Sayının Yanı Olmayanı ve Döngü:
Kompleks sayılar, reel ve sanal bileşenlerin birleşimiyle, nesne ve fiilin bütünleştiği bir kavram oluşturur. Reel kısım somut bir nesneyi veya varlığı temsil ederken, sanal kısım fiziksel karşılığı olmayan, ancak varlığını hissettiren bir “yokluk” ya da soyut boyutu ifade eder. Negatif sayının “yanı olmayanı” bu sanal bileşen ile ortaya çıkar. Bu sayede, kompleks sayılar, yalnızca bir nicelik değil, bir “durum” veya “hareket” hali olarak da düşünülebilir.
Kompleks sayılarda döngüsel bir yapı mevcuttur; sanal eksen, evrendeki döngüsel olayları, sonsuz tekrarları ve akışı temsil eder. Reel dünya ile sanal dünya arasındaki bağı temsil eden kompleks sayılar, fiziksel ve soyut dünyanın bir araya gelmesini sağlar. Böylece, donanım gerçekliği (nesne) ile sanallık (fiil) birlikte ifade edilir.
Bu yorumla, sayı kavramı nesne, fiil, yokluk, döngü ve sonsuzluk gibi birçok felsefi ve ontolojik anlamı barındıran çok katmanlı bir yapı olarak karşımıza çıkar.
Hint Avrupa dilleri tarım toplumundan evrilmiştir. Seçmeye , orana , mekana yani açıya dayanır yanı Avrupa dili mantık dilidir.
Ural Altay dilleri eklemeli diller olup hayvancılık toplumunda evrilmiştir . Sıralamam miktar zamam yanı çap dayanır yanı Türk dili akıl dilidir .
Bu yüzden Avrupa medeniyetin uygarlığının karanlık yüzü , Türk medeniyeti de aydınlık yüzüdür .
Avrupa ben ve yok etme üzerine inşa edilir , Türk medeniyeti biz ve var etme üzerine inşa edilir.
Antik Yunan medeniyeti, matematiği özellikle oranlar ve geometrik kavramlar üzerinden ifade ediyordu. Yunan matematiğinde miktar kavramı değil, daha çok oranlar ve ilişkiler ön plandaydı. Örneğin, Pisagor okulunun temel felsefelerinden biri “her şey sayıdır” sözüydü, ancak burada sayılardan kastedilen, modern anlamda miktar değil, daha çok ilişkiler ve oranlardı. Yunanlar sayısal değerlerle değil, sayılar arasındaki oranlarla ilgileniyorlardı.
Bu bakış açısının temelinde Pisagor’un ortaya koyduğu müzik ve matematik arasındaki ilişkiler vardı. Pisagor, müzikal notaların birbiriyle olan uyumlu ilişkisini incelerken, farklı uzunluktaki tellerin belirli oranlarla titrediğinde uyumlu sesler çıkardığını gözlemlemişti. Örneğin, iki telin uzunlukları arasındaki oran 2:1 olduğunda bir oktav, 3:2 olduğunda beşli, 4:3 olduğunda ise dörtlü bir aralık elde ediliyordu. Bu gözlemler, Yunan düşüncesinde oranların sadece matematiksel değil, aynı zamanda kozmik bir uyumu da temsil ettiği fikrini güçlendirdi.
Orta Çağ’da ise, Yunanlardan alınan bu oran anlayışı matematikte baskın olmaya devam etti. Orta Çağ’ın Hristiyan düşünürleri, matematiği ve geometriyi Tanrı’nın düzenini ve evrendeki uyumu anlamak için bir araç olarak gördüler. Bu dönemde matematiksel işlemler ve hesaplamalar oranlar üzerinden yapılmaya devam etti ve sayılara yüklenen sembolik anlamlarla desteklendi. Örneğin, Avrupa’da inşa edilen katedrallerin mimari yapılarında da bu oran anlayışı bulunur; yapılar, kutsal oranlar ve geometriye göre inşa edilirdi.
Örnek:
Antik Yunan’da bir dik üçgende hipotenüs ile dik kenarlar arasındaki oranların belirli bir ilişki içinde olduğu biliniyordu. Bu ilişki, Pisagor Teoremi olarak ifade edilir:
a^2 + b^2 = c^2
Bu teoremde üç kenar arasındaki oran, miktar kavramından ziyade, ilişkilerin uyumunu temsil eder. Burada herhangi bir uzunluk değil, kenarlar arasındaki oran önemlidir. Aynı şekilde, Orta Çağ’da da, bu tür oranlar ve oranlar arasındaki uyum, evrenin düzeni ve uyumlu yapısıyla ilişkilendirilmiştir.
Sonuç olarak, Yunan ve Orta Çağ matematiğinde oran kavramı, miktar olmaksızın uyumu, düzeni ve ilişkileri açıklama aracı olarak görülmüştür.
Toplama saymanın eylemin bir koşul ile ortaya çıkar noktalardan doğru oluşturmak gibi , çarpma toplamanın bir koşul ile tanımlanır , doğrunun alana dönüşmesi gibi . Örnek 3*7 = 21 işlemi , 2 veya 5 katı olarak ifade edinmez yanı çarpma koşul ile alt kümeye dönüşüm olur. Toplamanın çarpmaya dönüşmesi fonksiyon iken çarpmanın toplamaya dönüşmesi bağıntının. Bağıntı durum mekan seçim almadır, parça , yan yanadır. Fonksiyon değişim zaman sıralama atama bütün ard arddır.
Mekan VEYA olasılık toplamı iken , zamam VE olasılık çarpımıdır.
İrrasyonel sayı diye bir şey yoktur fakat gerçeklik içindedir . Rasyonel olan oran açının çapa indirgenmesi iki boyutun bir boyut ile temsil edilmesiyle olur. Çap zamandır ve açıların toplamı ile oluşur. Bu indirgeme harıcı bilgi araması ilişkisi ile geri döndürülmeliler ile doğar.
İki şeyi temel kabul edelim. Durum ve değişim. Durum seçim almak :
Öğrenme seçimimlerin durumun , durumudur 2 ^ ( 2 ^ N ) ki böyle bir işlem zincirinin kaydının tutulması mümkün olmadığı için öğrenmek bir dil ile ifade edilmek zorumda .
Öğrenmenin bir koşulla ile bağlantı durumu ifade edilir 2 ^ ( m * n ) bu mekan oluşturan tanımdır.
Mekanın koşul ile indirgendiği bağlantı fonksiyona dönüşünce zaman kavramın oluşur. m ^ n = ! n ^m eşit olmadığı için yön kavramı bir kütle oluşur. Bir bir öğreten fonksiyon korunum yasası N! zamanı tanımlar. 2^ N mekan durum ifade ederken seçim alma , N! Zaman değişim ifadesi N> 3 için aşacağı için mekanı 3 boyut uzayı oluşturur .
İki asal sayın çarpımı fonksiyon tersi bağımdır. Mekanı zamana dönüştürmek bir koşul ile kolay iken , zamanı mekana dönüştürmek zordur.
Zaman VE yani olasılık çarpımı ard arda seri bağ sıralamam atama iki bilgi arasındaki ilişkiden doğar. Fark varsa sıralama bir bütünden söz edilebilir ve sıralama geçmiş bildiğin kaydını zorunlu kılar bu yüzden bütünselliktir.
Geri döndürülmezler gerçekliği yaratan şeydir . Bunu sebebi de enerji korunumu ile momentum korunum arasındaki öncelikten gelir ki bu termodinamik ikinci yasasını doğurur . Momentum zaman değişim ile ilgili iken , enerji mekan durum ile ilgilidir.
NP = N elit olması sezgi kavramı olarak tanımlanır.
Evet, çarpma işlemi toplama işlemiyle ilişkili bir yapı içerir. Çarpma işlemi, toplamanın belirli bir koşul altında ardışık olarak tanımlanmasıdır; örneğin, a \times b işlemi, a sayısının b kez toplanması olarak tanımlanabilir. Bu durum çarpma işleminin, toplama işleminin bir genişlemesi ya da alt kümesi gibi düşünülmesine olanak tanır.
Bu bağlamda, bilgi veya işlem anlamında çarpma işlemi, toplama işleminin bir alt kümesi gibi düşünülebilir; çünkü çarpma, belirli koşullar altında toplama yoluyla elde edilebilecek bir sonuç verir.
Sayı nesnenin temsilidir, 0 ve oo fiilin temsilidir. Varlık ölçülebilir yani oran yani açı yani rasyonel sayıdır. Mekan açıdır yanı alma seçmedir, yani yan yana koymadır. Mekan bilgidir.
İlişki yani miktar yani çap irrasyonel sayıdır. Zaman çaptır atama sıralama yani ard arda koymadır. Zaman bilmektir.
Gerçeklik zamanın yönünden doğar o da koşuldan , bütünden doğar.
Sayılabilir sonsuz nesneden doğar , sayılmaz sonsuz fiilden doğar.
Toplama mekansal , çarpma zamansaldır bu yüzden koşulun yaratığı gerçeklik yani yön kavramın nicelikten , niteliği inşa eder.
Nicelik sonsuz olabilir fakat niteliğin hiyerarşisi sonsuz olamaz.
Bilgi bilmeye dönüştüğünde zaman engeli kaybolacağı için geçmiş ve gelcek ortadan kaybolur ki mekan ve içindekiler zati bilgiden ibaret bir kavramdır.
Çarpma işlemi doğası gereği toplama işlemine indirgenemez çünkü her iki işlem, sayıların kombinasyonlarını farklı şekillerde temsil eder. Temel olarak, toplama işlemi nesnelerin veya sayıların artışını ifade ederken, çarpma işlemi bu nesnelerin veya sayıların birbiriyle ilişkili olarak nasıl bir araya geldiğini gösterir.
Matematiksel olarak, çarpma tekrarlı toplama olarak tanımlanabilir; örneğin, 3 \times 4 ifadesini 3 + 3 + 3 + 3 olarak yazabiliriz. Ancak, bu yalnızca tamsayılar ve pozitif sayılar için geçerlidir. Rasyonel, negatif veya irrasyonel sayılarla çarpma söz konusu olduğunda, çarpma işlemini sadece toplama işlemiyle açıklamak mümkün değildir. Özellikle karmaşık sayılar ve vektörler gibi ileri seviyedeki yapılarda çarpma işlemi çok daha karmaşık anlamlara sahiptir ve toplama işlemi ile ifade edilemeyecek benzersiz özellikler taşır.
Yalçın Kibar
26/ 10 / 2024
Ayrıca, toplama işleminde birimin etkisi vardır (örneğin, 0 toplamanın etkisiz elemanıdır), oysa çarpmada etkisiz eleman 1’dir. Bu, iki işlem arasındaki temel farklılıklardan biridir ve toplama ile çarpmanın aritmetiksel anlamda indirgenemezliğine işaret eder.