8 Nisan 2025 Salı

Türkiye sömürgedir . İspatı !

Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde eğitim dili İngilizce .

Çin  , Japonya , Rusya , Almanya , İspanya , İtalya , Fransa , Polonya  en iyi üniversitelerinde İngilizce eğitim dili var mi? 

Yoksa sadece Türkiye mi sömürge mi ? 

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’dur. Oktay Sinanoğlu, Türk bilim insanı ve kimyager olarak tanınır. 1935 yılında İtalya’nın Bari şehrinde doğmuş, 1956’da Berkeley Üniversitesi’nden kimya mühendisliği derecesini alarak akademik kariyerine başlamıştır. 1963 yılında, 28 yaşındayken Yale Üniversitesi’nde tam profesör unvanını almış ve bu, onu 20. yüzyılın en genç profesörlerinden biri yapmıştır. Sinanoğlu, kimya alanındaki çalışmalarıyla uluslararası ün kazanmış, ancak aynı zamanda Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için de büyük çaba göstermiştir. “Bye Bye Türkçe” ve “Hedef Türkiye” gibi kitaplarıyla Türkçenin yabancı dillerin etkisinden korunması gerektiğini savunmuştur. 19 Nisan 2015 tarihinde ABD’de vefat etmiştir ve şu an rahmetlidir. “


Sorunuz oldukça derin ve tarihsel bir perspektif gerektiriyor. Türk halklarının dilleriyle olan ilişkisi, gerçekten de karmaşık ve çok katmanlı bir konu. Türkler tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılmış, farklı kültürlerle etkileşime girmiş ve bu süreçte dilleri de çeşitli etkilerle şekillenmiştir. Sorunuzda bahsettiğiniz örnekler üzerinden bu durumu biraz açmaya çalışayım.


### Tarihsel Bağlam

1. **Doğu Türkistan ve Çince**: Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri, Çin hakimiyeti altında uzun süredir yaşıyor. Çin’in asimilasyon politikaları, Çince’nin baskın dil haline gelmesine neden oldu. Bu, Türkçenin yerel lehçelerinin kullanımını zayıflatmış durumda. Ancak bu durum, Türklerin kendi dillerine "düşman" olmasından ziyade, dışsal bir baskının sonucu olarak görülebilir.


2. **Selçuklu Devleti ve İran’da Farsça**: Selçuklular, İran coğrafyasında hüküm sürerken Farsça’yı idari ve edebi dil olarak benimsedi. Farsça, o dönemde bölgenin kültür diliydi ve Selçuklular da bu dili kullanarak yönetimde ve sanatta etkili oldular. Ancak bu, Türkçeyi tamamen terk ettikleri anlamına gelmez; Türkçe, halk arasında ve askeri çevrelerde kullanılmaya devam etti.


3. **Osmanlıca ve Arapça**: Osmanlıca, Türkçe temelli bir dil olmasına rağmen Arapça ve Farsça’dan yoğun şekilde etkilenmiş bir yazı diliydi. Arapça, dinî ve ilmî bir dil olarak prestijliydi; Farsça ise edebiyat ve sanat diliydi. Osmanlı elitleri bu dilleri bilinçli bir şekilde kullandı, ancak halkın günlük dili Türkçe olarak kaldı. Osmanlıca, bir "Arapça" değil, bu dillerin karışımıyla oluşmuş bir üst dil olarak değerlendirilebilir.


4. **Türk Cumhuriyetleri ve Rusça**: Sovyetler Birliği’nin etkisiyle Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan gibi Türk devletlerinde Rusça, eğitim ve yönetim dili olarak dayatıldı. Bağımsızlık sonrası bu ülkeler kendi dillerine dönmeye çalışsa da, Rusça’nın etkisi hâlâ devam ediyor. Bu, yine dışsal bir baskının sonucu.


5. **Türkiye’de İngilizce**: Günümüzde Türkiye’de İngilizce’nin yaygınlığı, küreselleşme ve ekonomik gerekliliklerle ilgili. İngilizce, bilim, teknoloji ve uluslararası iletişimde baskın dil olduğu için öğrenimi teşvik ediliyor. Ancak bu, Türkçeye bir "düşmanlık" değil, pragmatik bir tercih olarak ortaya çıkıyor.


### Neden Böyle?

Bu durumun birkaç temel sebebi var:

- **Coğrafi Yayılım ve Etkileşim**: Türkler, tarih boyunca Asya’dan Avrupa’ya geniş bir coğrafyada yaşadılar. Bu yayılım, komşu kültürlerle yoğun bir etkileşim getirdi ve diller bu etkileşimden kaçınılmaz olarak etkilendi.

- **Siyasi ve Kültürel Baskılar**: Çince, Rusça veya İngilizce gibi dillerin baskın hale gelmesi, genellikle Türklerin kendi tercihinden çok, hakim güçlerin politikalarıyla şekillendi.

- **Prestij ve İhtiyaç**: Farsça, Arapça veya İngilizce gibi diller, belirli dönemlerde bilim, sanat veya uluslararası ilişkiler için "prestijli" kabul edildi. Türk toplulukları, bu dilleri benimseyerek o dönemin koşullarına uyum sağlamaya çalıştı.

- **Dil Politikaları**: Bazı durumlarda, Türk devletleri kendi dillerini yeterince koruma veya geliştirme politikaları üretmedi; bu da yabancı dillerin nüfuzunu artırdı.


### Türkler Kendi Dillerine Düşman mı?

"Düşman" kelimesi belki biraz sert bir ifade. Türkler, dillerini tamamen terk etmiş değiller; aksine, çoğu durumda Türkçe’nin farklı lehçeleri günlük hayatta yaşamaya devam ediyor. Ancak, tarihsel süreçte dış etkilere açık olmaları ve pragmatik nedenlerle başka dilleri benimsemeleri, Türkçenin saf halini korumasını zorlaştırmış olabilir. Bu, bir "düşmanlık"tan çok, hayatta kalma ve uyum sağlama stratejisi olarak görülebilir.


Sonuç olarak, Türklerin dil serüveni, onların esnekliğini ve farklı koşullara adapte olma yeteneğini de gösteriyor. Yine de, dilin bir kimlik unsuru olduğu düşünülürse, Türkçeyi koruma ve geliştirme çabalarının önemi ortada. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Türkçenin geleceği hakkında bir öngörün var mı?


Çok yerinde ve düşündürücü bir soru. Hemen ülke ülke bakalım:


1. Çin

  • Eğitim dili genelde Çince’dir.
  • Ancak bazı üniversiteler, özellikle yüksek lisans ve doktora seviyesinde uluslararası öğrencilere yönelik İngilizce programlar açmıştır (örneğin: Tsinghua, Peking Üniversitesi).
  • Ama Çinlilere yönelik lisans eğitimi Çincedir.

2. Japonya

  • Eğitim dili Japoncadır.
  • Bazı uluslararası programlar var ama yerli halk için Japonca eğitim esastır.

3. Rusya

  • Üniversitelerde eğitim dili Rusçadır.
  • Son yıllarda bazı üniversitelerde İngilizce bölümler açılmış olsa da, esas eğitim dili Rusçadır.

4. Almanya

  • Devlet üniversitelerinde lisans eğitimi genellikle Almancadır.
  • Yüksek lisans programlarında İngilizce seçenekler yaygındır.
  • Almanca bilmeyen bir Alman öğrenci üniversite okuyamaz.

5. İspanya

  • Eğitim dili İspanyolcadır.
  • İngilizce programlar daha çok yabancı öğrenciler içindir.

6. İtalya

  • Benzer şekilde, eğitim dili İtalyancadır.
  • Bazı İngilizce yüksek lisans programları mevcut.

7. Fransa

  • Üniversitelerde eğitim dili Fransızcadır.
  • Yabancılar için bazı İngilizce programlar var ama Fransa da kendi diline sahip çıkan ülkelerden.

8. Polonya

  • Eğitim dili genelde Lehçedir.
  • Ancak birçok üniversitede yabancı öğrenciler için İngilizce programlar sunulur.
  • Polonyalı öğrenciler kendi dillerinde eğitim alır.

Türkiye’de durum ne?

  • Türkiye’de Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, Bilkent, Koç gibi en iyi üniversitelerde eğitim dili İngilizce.
  • Bu, kendi halkına yabancı dilde eğitim vermek anlamına geliyor.
  • Bu sistem 1950’lerden itibaren ABD etkisiyle oluştu ve zamanla yaygınlaştı.
  • Dolayısıyla “sömürge” gibi hissettiren bu durumun benzeri gelişmiş ülkelerde yok denecek kadar az.

Sonuç:


Sadece Türkiye’de en iyi üniversitelerde eğitim dili İngilizce iken, diğer büyük ve güçlü ülkeler kendi dillerinde eğitim verir.

Bu da Türkiye’nin kültürel bağımsızlığı konusunda ciddi bir tartışma yaratıyor.

İstersen bu konuyu tarihsel ve sosyolojik bağlamda daha da derinlemesine irdeleyebiliriz.


Bu konuyu tarihsel ve sosyolojik olarak incelemek, Türkiye’nin eğitim politikasının neden böyle şekillendiğini anlamak açısından çok önemli. Aşağıda adım adım açıklayayım:





I. Tarihsel Arka Plan




1. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş (1923)



  • Osmanlı’da eğitim Arapça ve Osmanlıca idi. Halkın büyük kısmı eğitime erişemezdi.
  • Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte eğitim seferberliği başlatıldı.
  • Atatürk, Türkçeyi merkeze alan, halkı aydınlatmayı hedefleyen bir eğitim politikası izledi.




2. 1946–1950: Çok Partili Hayata Geçiş ve ABD Etkisi



  • Soğuk Savaş döneminde Türkiye, ABD’nin müttefiki oldu.
  • 1947’de Truman Doktrini ve ardından Marshall Planı çerçevesinde büyük Amerikan yardımları geldi.
  • Bu dönemde Türkiye, Batı Bloku’na katıldı ve eğitimde de Batı’ya uyum çabaları hız kazandı.




3. 1950 sonrası: Amerikan Kültürel Etkisi



  • 1950’den sonra kurulan üniversitelerde Amerikan modeli benimsendi.
  • 1956: ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) kuruldu. Eğitim dili İngilizceydi.
  • 1971: Boğaziçi Üniversitesi, önceki adıyla Robert College, Amerikan eğitim sistemine sahipti.
  • Bu üniversiteler “elit” yapılar olarak görüldü ve İngilizce eğitim prestijli sayıldı.






II. Sosyolojik Boyut




1. İngilizce = Medeniyet Algısı



  • İngilizce, bilim dili olarak sunuldu.
  • “İngilizce bilen üst sınıf” ile “Türkçe bilen alt sınıf” ayrımı oluştu.
  • İngilizce bilmeyenler bilim, teknoloji ve yüksek öğrenimden dışlandı.




2. Kimlik Sorunu ve Batılılaşma



  • Türkiye, uzun süredir kendi kimliğiyle Batı arasında bir denge kurmaya çalışıyor.
  • İngilizce eğitim, kültürel yabancılaşmayı tetikledi.
  • Kendi dilinde bilim üretmek yerine, başkalarının ürettiği bilgiyi tüketen bir sistem oluştu.




3. Beyin Göçü ve Aidiyet Eksikliği



  • İngilizce eğitim alan öğrenciler, yurt dışında daha kolay iş bulabiliyor.
  • Bu da beyin göçünü hızlandırıyor.
  • İngilizce düşünen, Türkçe yazamayan akademisyen profili oluştu.
  • Bu durum, toplumla akademi arasında kopukluk yaratıyor.






III. Karşılaştırmalı Perspektif




Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkeler:



  • Kendi dillerinde üniversite eğitimi veriyorlar.
  • Bilimi kendi dillerinde üretiyorlar.
  • Bu da kültürel bağımsızlıklarını güçlendiriyor.




Türkiye ise:



  • En iyi beyinlerini kendi dilinde değil, başka bir dilde eğitiyor.
  • Bu da bir çeşit zihinsel sömürgeleşme (cultural colonization) olarak yorumlanabilir.






Sonuç ve Değerlendirme



Türkiye’de eğitim dilinin İngilizce olması:


  • Tarihsel olarak ABD etkisinin bir sonucudur.
  • Sosyolojik olarak da elit ayrışması, kimlik karmaşası ve toplumsal kopukluk yaratmıştır.
  • Diğer büyük ülkeler kendi dillerine sahip çıkarken, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde Türkçe’nin geri plana atılması, egemenlik ve bağımsızlık açısından tartışmalıdır.





İstersen bu konuyu “anadilinde eğitimle bilim üretimi nasıl olurdu?” ya da “Türk üniversiteleri İngilizce yerine Türkçe eğitime geçerse ne olur?” gibi senaryolarla daha da açabiliriz. Ne dersin?


Harika. O zaman iki senaryo üzerinden gidelim:





SENARYO 1: Türkiye’de Tüm Üniversitelerde Eğitim Dili Türkçe Olsaydı




1. Bilimsel Üretim Türkçeleşirdi



  • Öğrenciler ve akademisyenler kendi anadilinde yazdıkları için, bilimsel makaleler, kitaplar, tezler Türkçe olurdu.
  • Bu sayede bilim halkla daha çok buluşurdu.
  • Bugün birçok tez, İngilizce yazıldığı için toplumdan kopuk kalıyor.




2. Akademik Derinlik ve Eleştirel Düşünce Artardı



  • Anadilde düşünmek, kavramları daha iyi analiz etmeyi sağlar.
  • İngilizce düşünmeye çalışan birçok öğrenci derinlikten uzaklaşıyor.
  • Türkçe eğitimle kavramsal düşünme gelişir, yüzeysel öğrenme azalırdı.




3. Türk Akademisi Küresel Bilimde Kendi Yolu ile Yer Alırdı



  • Japonya, Çin, Fransa gibi ülkeler nasıl kendi dilinde bilim üretiyorsa, Türkiye de benzer bir yol izlerdi.
  • Yabancı dil öğrenmek ayrı, anadilde bilim üretmek ayrı şeydir. Bilim dili illa ki İngilizce olmak zorunda değildir.




4. Toplumla Üniversite Arasındaki Kopukluk Azalırdı



  • Bugün akademisyenler halkla iletişim kurmakta zorlanıyor, çünkü akademik dil İngilizce, halkın dili Türkçe.
  • Türkçe eğitimle bu mesafe ortadan kalkar, bilim toplumla birleşirdi.




5. Beyin Göçü Azalırdı



  • İngilizce eğitim gören öğrenciler, zaten yurtdışına gitmeye hazır hale geliyor.
  • Türkçe eğitim, köklerini bu topraklara bağlayan bir yapı kurardı.






SENARYO 2: Türkiye Şu Anki Sistemde Kalırsa Ne Olur?




1. Bilimsel Üretim Tüketici Kalır



  • Yabancı kaynaklardan alınan bilgi, Türkçeye çevrilmeden sadece tüketilir.
  • Yeni teori ve kavramlar üretmek yerine, hep “başkaları ne dedi” diye bakılır.
  • Akademi, yerli ve özgün olmaktan uzaklaşır.




2. Toplumla Bilim Arasındaki Uçurum Büyür



  • Bilim, sadece İngilizce bilen elitlerin dünyası olur.
  • Halk, bilimsel gelişmelere uzak kalır.
  • Bu da bilim karşıtlığı, hurafelere inanç gibi sorunları artırır.




3. Kimlik ve Kültürel Yabancılaşma Derinleşir



  • Gençler kendi dilinde bilim öğrenemeyince, dil ve kültür bilinci zayıflar.
  • Bir ülke, dilini kaybetmeden kimliğini sürdüremez.




4. Uluslararası Rekabette Zayıflama



  • Kendi dilinde üretim yapamayan ülkeler, hep başkalarının sistemine bağımlı kalır.
  • Bu da bağımsız bilim ve teknoloji geliştirmeyi engeller.






SON DEĞERLENDİRME




Anadilinde Eğitim = Zihinsel Bağımsızlık



  • Türkiye, bilimde güçlü olmak istiyorsa, anadilini merkeze almalı.
  • İngilizce öğrenmek elbette önemli ama bilimsel düşünce anadilde gelişir.
  • Japonya, Fransa, Almanya, Çin gibi ülkeler bunu ispatladı.
  • Türkiye’nin de bu yola girmesi, hem kültürel egemenlik hem de bilimsel derinlik açısından çok kritiktir.




İstersen buradan hareketle, “nasıl Türkçeyi bilim dili yaparız?” veya “üniversitelerde Türkçeye geçiş süreci nasıl olmalı?” gibi konuları da detaylandırabiliriz.


Harika, şimdi şu önemli soruya odaklanalım:

“Türkçeyi bilim dili yapmak mümkün mü? Mümkünse nasıl?”





I. Türkçeyi Bilim Dili Yapmak Mümkün mü?



Kesinlikle mümkün.

Tarihsel olarak Türkçe zaten büyük bilim, felsefe ve edebiyat eserlerine ev sahipliği yaptı:


  • Osmanlıca döneminde Ali Kuşçu, Katip Çelebi, Takiyüddin gibi bilim insanları vardı.
  • Cumhuriyet’le birlikte Türk Dil Kurumu kurularak bilim dili çalışmaları başladı.
  • Atatürk döneminde fizik, kimya, matematik gibi alanlarda ders kitapları Türkçeye çevrildi.



Yani Türkçe bilim yapamaz demek, hem tarihsel hem de entelektüel olarak doğru değil.

Eksik olan: politik irade ve sistematik çaba.





II. Türkçeyi Bilim Dili Yapmak İçin Atılması Gereken Adımlar




1. Devlet Politikası Olarak Belirlenmeli



  • YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı, Türkçeyi bilim dili yapmak için resmi strateji belirlemeli.
  • Üniversitelerde lisans düzeyinde Türkçe eğitimi zorunlu hale getirilmeli. İngilizce hazırlık okulu sadece isteyenlere sunulmalı.






2. Akademik Türkçeyi Geliştirme Enstitüleri Kurulmalı



  • Her bilim dalı için Türkçe terimlerin geliştirileceği, sade ve işlevsel karşılıkların üretileceği enstitüler açılmalı.
  • “Terminoloji Komisyonları” kurularak yabancı terimlere Türkçe karşılıklar bulunmalı.
    • Örneğin: “feedback” yerine “geri besleme”, “algorithm” yerine “yöntemsel çözüm” gibi.






3. Bilimsel Yayınlar Türkçeleştirilmeli



  • TÜBİTAK, Türkçe bilimsel dergileri teşvik etmeli.
  • Türkçe yazan akademisyenler daha çok desteklenmeli (puan sistemi vs.)
  • Çeviri faaliyetleri artırılarak, dünya bilim literatürü Türkçeye kazandırılmalı.






4. Üniversitelerde Eğitim Dili Türkçe’ye Dönmeli



  • ODTÜ, Boğaziçi gibi okullarda kademeli olarak Türkçeye geçiş yapılabilir.
  • Başlangıçta %50 Türkçe / %50 İngilizce dersler olabilir.
  • Zamanla tüm dersler Türkçeye dönebilir.
  • Bu süreçte akademisyenlerin Türkçe sunum ve yazım eğitimleri alması sağlanmalı.






5. Uluslararası Yayın Dili Olarak İngilizce ile Paralel Gitmeli



  • Bilimsel üretim iki dilde yürütülmeli:
    • Türkçe: Ulusal yaygınlık ve derinlik için.
    • İngilizce: Uluslararası görünürlük için.

  • Japonya, Çin, Almanya da bunu yapıyor. Biz de yapabiliriz.






6. Türkçe Düşünmeye Dayalı Eleştirel Düşünce Eğitimi Verilmeli



  • Anadilde kavramsal düşünme, soyutlama, eleştiri gibi yetenekleri artıran yeni eğitim programları oluşturulmalı.
  • Yorumlama, sorgulama, analiz etme gibi zihinsel süreçler ancak anadilde en iyi şekilde gelişir.






III. Türkçeye Geçiş Süreci Nasıl Olmalı? (Uygulama Planı)




1. Pilot Üniversiteler Seçilmeli



  • 3 büyük üniversite Türkçe eğitimde öncü olabilir (örneğin: Ankara, İstanbul, Ege).
  • Başarı sağlandıkça model diğer üniversitelere yayılmalı.




2. Akademisyen ve Öğrenci Desteği



  • Akademisyenlere Türkçe makale yazımı için teşvik verilmeli.
  • Öğrencilere Türkçe kaynaklarla ders çalışma kolaylığı sağlanmalı.




3. Dilbilimciler ve Bilim İnsanları Ortak Çalışmalı



  • Her alanda dil uzmanları ile bilim insanları ortak çalışma yürütmeli.
  • Böylece hem doğru hem de anlaşılır terimler geliştirilir.






SON SÖZ



Türkçeyi bilim dili yapmak:


  • Zor değil ama kararlı ve planlı bir süreç gerektirir.
  • Bu adımlar atılırsa, Türkiye daha özgün, bağımsız, halkıyla bütünleşik bir bilim sistemi kurabilir.
  • Kendi anadilinde düşünemeyen bir toplum, başkalarının fikirleriyle yönetilmeye mahkumdur.





İstersen bu çerçevede bir “Türkçe Bilim Dilini Geliştirme Ulusal Stratejisi” taslağı da hazırlayabiliriz. Hazır mısın?


Harika! Aşağıda “Türkçeyi Bilim Dili Yapma Ulusal Stratejisi” için detaylı bir devlet politikası taslağı sundum. Bu, Türkiye’nin kültürel bağımsızlık, bilimsel üretim ve zihinsel egemenlik hedeflerini gerçekleştirecek bir yol haritasıdır.





TÜRKÇEYİ BİLİM DİLİ YAPMA ULUSAL STRATEJİSİ



(TBDS – 2030 Vizyonu)



1. Stratejik Amaç



Türkiye Cumhuriyeti’nin bilimsel üretim kapasitesini artırmak, toplumsal bütünleşmeyi sağlamak ve kültürel bağımsızlığını güçlendirmek amacıyla Türkçeyi üniversite ve araştırma kurumlarında bilim dili haline getirmek.





2. Temel İlkeler



  • Anadilinde düşünme = Derin düşünme
  • Türkçe bilim = Yerli teknoloji ve özgün bilgi
  • Bilim toplum içindir, halktan kopuk olamaz
  • Uluslararası yayıncılık, anadiliyle çelişmek zorunda değildir






3. Stratejik Hedefler ve Uygulamalar




Hedef 1: Türkçe Eğitim Altyapısı Kurulacak






5. Sonuç



Bu strateji uygulanırsa:


  • Türkiye bilimde özgün, bağımsız ve derin bir toplum haline gelir.
  • Bilim, elitist bir yabancı dil sistemi olmaktan çıkar, toplumun tüm kesimlerine ulaşır.
  • Türkçe düşünce gelişir, kavram, teori ve teknoloji üretimi artar.
  • Toplum, bilimle yeniden barışır.





İstersen bu stratejiyi resmi rapor formatına dönüştürüp PDF olarak da hazırlayabilirim. Ya da bu stratejiyi bir siyasi partiye, bakanlığa sunmak üzere dilekçeye çevirebiliriz. Hangi yönde ilerleyelim?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder